Kaan's profile(¯`·.¸¸.·»●• KAAN•●«·.¸¸...PhotosBlogListsMore Tools Help

Kaan Adiolmayan

Occupation
No list items have been added yet.

KaaN FM     KaaN FM

KaaN FM kanka forum KaaN FM

 Image Hosted by ImageShack.us

 

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
No list items have been added yet.

Windows Media Player

(¯`·.¸¸.·»●• KAAN•●«·.¸¸.·´¯)

KAAN FM
20 Mai  
Photo 1 of 2
October 31

Ask

 
Ask, zamanin her saniyesinde seni düsünmekmis. 
Ask, uykusuz gecelere mahkum olmakmis. 
Ask, hayat damarlarinin sadece sana baglanmasi imis. 
Ask, güne seninle baslayip seninle bitirmekmis. 
Ask, sen uyurken, uzaklarda sana siir yazmakmis. 
Ask, Ask ugruna söylenen her sarkida seni aramakmis. 
Ask, icerken Alkolik degil, Askolik olmakmis. 
Ask, sadece seni görmek , icin daglar,ovalar asmakmis. 
Ask, insanin icinde sönmek bilmeyen bir yanginmis. 
Ask, seni senden müsade almadan hayal etmekmis. 
Ask, senin etrafindaki esyalari bile kiskanmakmis. 
Ask, senin icin firsat yaratmakmis. 
Ask, yalnizliga terk edilmekmis. 
Ask, ayriligin acisini hissetmekmis. 
Ask, umutla seni beklemekmis. 
Ask, sana doyamamakmis. 
Ask, bazen de Hayata ,kadere isyanmis. 
Ask, sari gelinle sana köprü kurmakmis. 
Ask, kalbin en degerli yerini sana parsellemekmis. 
Ask, kalbin derinliklerinden konusmakmis. 
Ask, düsünceleri pesine düsürmekmis. 
Ask, hislerin kagida dökülmesi imis. 
Ask, sana özlem duymakmis. 
Ask, adini bagira bagira söyleyememekmis. 
Ask, yaninda soguktan degil heyecandan titremekmis. 
Ask, sabahin köründe bunlari sana yazmakmis. 
Ask, seninle beslenmek, susuzlugunu gidermekmis. 
Ask, kisacasi sana tutulmak, baglanmakmis. 
Iste bunlari ben sende ögrendim.

 

Kirmizi Gül

 
 
Geçen yıl sonbaharda, 
Kırmızı bir gül, 

Bırakmıştım kapına, 
Onu alıp kokladın mı, 
Kurutup koynunda sakladın mı, 
Baktıkça beni hatırladın mı? 
Kırmızı gül aşkı anlatırmış, 
Aşkımı anlatabildim mi? 
Bu sonbaharda da, 
Kırmızı güllerle geldim kapına, 
Binlerce kırmızı gülle, 
Evini gül bahçesine, 
Yüreğimi aşk cennetine 
Çevirecektim... 
Kapın kapalıydı, 
Sen yoktun, 
Gitmiştin, 
Kırmızı güller kaldı elimde, 
Bir acı var yüreğimde, 
Kırmızı güller kurudu, 
Sahipsiz öksüz kaldı, 
Bense bi çare, 
Kapında nöbetteyim hala... 


October 26

Seni Seviyorum

 

Itiraflara soyundum. Evet seni gerçekten çok ama çok seviyorum. 
Gözlerine dalip gittigimde beni benden alip götüren masumiyetin, 
Saf ve kendine has güzelligin. 
Ask sarkilarini severek dinleten sihrin ve gözlerimin içini güldüren sevecen marifetin. 
Hosnutum. Hatta mutlu. Ama buruk. 
Ben içten ve inanabilecegin kadar hos sevebilirim seni. 
Su anda yakin oldugum kadar hiç sana yakin olmadim belki de. 
Gün geçtikçe daha da yakinlasiyorum uzaktan da olsa. 
Sende kesfettigim her bir tepenin zirvesinde bir sonraki tepeyi görüyorum. 
Ve onunda zirvesine varmak üzere tekrar yola çikiyorum. 
Her yolculukta bugüne kadar ne kadar uzak ve yanlis yönlere gittigimi görüyorum. 
Sende dogruyu buldugumu hissettikçe ve sinirsizligini kesfettikçe 
bir kere daha tamamen sende olmanin keyfine variyorum. 
Dogru olan her tarifle ve anlatamadigim bir tabirle seni seviyorum. 
Ask demiyorum. Ölümlü olmasi korkutur beni. 
Sana gelene kadar askti. Artik sinirsiz ve gerçek sevgi. Doyumsuz sevgi. 
Gözlerimi yasartabilecek kadar aci olan ne olabilir sende? 
Aci mutluluk yada baska birsey? Ne dersen de! Tarifsiz o kadar çok duygu varmis ki sende... 
Deli düsüncelerimi saptiran, sinir düsmanimi yaktiran,
 tek bir resme saatlerce baktiran, Bir damlayla aglatmaktan öte bir hissi tattiran, 
yok canimdan sönmüs küllerimle beni tekrar yaktiran, 
Uykumda sayiklattiran, hep benden öte inanmaya korktugum herseyi bana inandýrarak 
yasatan ilk ve tek kisisin. Sensin! 
Zayifliklarim ve hatalarimdan korkma.
 Içtenligimi yansýtamamamýn suçluluk duygusunu bana yasattirma. 
Unutma ki sen bir yikinti aldin. 
Yillarca kalbini emanet ettikleri tarafindan satilmis birini aldin. 
Insanlik sevgisine ve hayata güvenini yitirmis zor bir insani aldin. 
Gelgitlerden yorgun bir dalgaya kucak açtin! 
Uçsuz bucaksiz denize son umutla bakip ta gözlerini yummus ve 
zifiri karanliktan ayrim yapamadan kapattigim gözlerime yansiyan bir isiksin sen. 
Kaybetmeme arzusuna ve hirçinligina bulandigim los tebesümlerimin aynasisin sen. 
Daralmis umutlarimin içinde kivranirken bulabildigim tek çikis noktamsin sen. 
Sona ermeyen izdirabimla çöllerden çikamazken tek bir damla
 halinde dudagima damlayan yandigim o tesadüfsün sen! 
Varligim ve yoklugumsun! 
Kokuna bulanip ta uykusuz kalmak.
 Benden artan o güzel uykuya dalmisken sana bakmak. 
Sana kizmak... Seni kizdirmak... 
Görmüyormus gibi yaparak aslinda her an seni gözlemek.
 Farkini her hareketinde bir kere daha çözmek. 
Senden ileri gidememek. Beni dize getiren bir tutku oldugunu görmek.
 Sana sarilmak. Seni simsiki sarmak. 
Sevinçli hayallerimde haber verecegim ilk kisi olarak seni düsünmek. 
Senin için dua etmek. Aglamak... Öylesine güzel ve tarifsiz hos... 
Oynamaktan deli zevk aldigim deli arkadasim. 
Içkisiz masalarda kendimi kurtardigim anlayisli ve hararetli dostum. 
Evcilligimi hos bulan biricik evcilim. 
Sorumsuzlugumda bana kaslarini çatan çekindigim. 
Sevginden simariyorsam eksik kalan yanlarimin farkli taskinligindandir. 
Beni kaybetme! Seni kaybetmeyecegim! 
Korkuyorum ve korkumun hep bu sekilde tazelenmesini diliyorum. 
SENÝ ÇOK AMA ÇOK SEVÝYORUM 

 
September 30

Güneşe Mektup

Günes
 
 
 
Neden o kadar merak ediyorsun ne yaptığımı
GÜNEŞE MEKTUP YAZIYORUM GÖRMÜYOR MUSUN
Hele dur işim var oyalama beni
Yağmurları gözlerine dolduracağım daha.
Ve mum dikeceğim denizlerime.
Senin yollarından yürüyeceğim usulca..
SANA ARKADAN YAKLAŞIP SIMSIKI SARILACAĞIM.
SAKIN BANA KİMSİN SEN DEME
Bilmem ki farkında mısın.
Ben yüreğimi koydum senin ellerine.
Artık sıra sende.
Bence sen…
Yağmak için ince ince
Bulut olmalısın benim göklerime.
Ve yağmur şarkımızı çalmalı
Çalmaya başladı bile….dinle...
 

PAPATYANIN HİKAYESİ

 
 
 
 
 
 
 

Koskoca bir bahçede harikulada çiçekler içinde bir papatya..
Ve papatya aşık olmuş, yanmış tutuşmuş ak sakallı bahçıvana..
Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından Onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin..
Buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormuş..
Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları..
Kıskanıyormuş bahçıvanı, kırmızı güllerden, sarı lalelerden, mor menekşelerden..
zambaklardan... Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını...
Bir gün, aşkı öyle büyümüşki.. Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.. Eğilivermiş boynu.. 
Toprağa bakıyormuş artık.. Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş..
Ayaklarını görüyormuş..Bunada şükür diyormuş..
Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek..
Zaman akıp gidiyormuş..
Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş..
Ne var sanki boynumu kaldırsa...Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş... 
Ve işte bir gün...Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış..
İncecik bedenini ellerinin arasına almış..
Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya..
Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı..
Hala göremiyormuş onu, ama bedeni kurtulmuş.. Uzun bir müddet sonra,
bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye.. Gelen giden yokmuş..
Kahrından ölecekmiş papatya..
Ama işte bir sabah... Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış..
Derin bir oh çekmiş.. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş..
Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş.. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş..
Başka birisiymiş.. Adamın elinde bir de makas varmış..
Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru.... 
Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış..
Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış..
Ama gövden seni taşımıyor demiş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış..
Ve bir hamlede bağını gövdesinden ayırmış..
Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini..
O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış..
Birde o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş..
Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini..
O her şeye rağmen, papatyaya emek vermiş..
Ona hiç bir zaman güzel olduğunu söylememiş,
ama onu aslında hep sevmiş....
Papatya anlamış artık..
Sevgi, emek istermiş...
Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini...
Teşekkür etmiş ona içinden..
Son yaprağıda kuruduğunda, biliyormuş artık....
Gerçek sevginin, söylemeden, yaşamadan ve asla kavuşmadan varolabileceğini...

 

August 24

HAYATA VE ASKA DÖNÜS

 

 

Gözlerini üzerime dikmis yüzünde gülümseme bana dogru ilerliyordu.

" Merhaba" dedi O dakikalarda bu kelimenin hayatimi ne denli degistirecegini tahmin edemezdim,

 2 yildir arkadasligimiz devam ediyordu.

Findik kabugunu dolduramayacak bir sebepten bilmem kaçinci kez ayrilmistik.

 Bana inat olsun diye arkadaslarimdan birine çikma teklif etmisti.

Aylardan sonra beni bir cafeye davet ettiginde her seyden habersiz barismak için çagirdigini düsünerek gittim.

 Saatler boyu flörtünden bahsetti. Sahte gülümsemeler takiliyor,

gözümün önüne düsen göz yaslarimi engellemeye çalisiyordum.

Artik gücüm tükenmisti. Hizla ayaga kalktim.

O da hizla kalkti, kolumu tuttu ve gitmeme izin vermedi.

Beni deliler gibi sevdigini söylediginde etrafimdaki merakli gözlere aldirmadan hiçkiriklarla aglamaya basladim.

En kisa zamanda diger kiza her seyi anlatip ayrilacakti.

Bu olaydan sonra 2 hafta geçti.

 Beni hiç aramadi acaba o kizi mi tercih etmisti.

 Bir telefon kulübesinden onu aradim.

Karsimdaki ses onun trafik kazasi geçirdigini yogun bakimda oldugunu söylüyordu.

Ona " senin için döktügüm her damla gözyasinin cezasini umarim çekersin" demistim.

Ama böyle olsun istememistim. Bu kez onu tamamen kaybetme korkusundan agliyordum.

Ankara'^da bir hastanedeydi. Doktorlar yasamasi için sans vermiyordu.

Cenaze islemleri baslamisti. Tabutuna konulacak yakaya takilacak fotograflar hazirlanmisti.

 Es dost hastane kapisinda bekliyordu. Bu bekleyis üç ayi tamamlamisti.

 Doktorlar anneyi hastanin yasam destek ünitelerinden çikarilmasi için ikna etmeye çalisiyordu.

Çünkü onlara göre yasasa bile eski saglikli günlerine dönemeyecekti.

Anne kararliydi son nefesine kadar yaninda olacakti.

Günlerce yanindan ayrilmadan onunla konustu.

 Ellerini tutmus yine gelecekten söz ederken parmaklarini kipirdatarak oglunun tepki verdigini fördü.

Sevinçten hastane koridorlarinda kahkahalar atiyordu. Doktorlarin

" Olmaz" dedigini ana-ogul basarmisti. 2 yil olmustu onu bu süre içerisinde hiç görmemistim.

Bu süre içerisinde onu hiç görmemistim. Simdi karsimdaydi, çok degismisti.

 Bazi zamanlar beni çileden çikartiyordu, ona katlanamiyordum.

Psikolojik tedavi görüyordu.

Yine bir ayrilik zamaniydi telefonda evlenme teklifinde bulundugunda ciddiye almamistim.

Israrla kendisini görmeye gelmemi istiyordu, yine bir ameliyat geçirmisti.

Ziyarete gittigimde evlenme teklifini yineledi.

 Hayatimizin 3 yilini bu kaza yüzünden kaybetmistik. Artik baska vakit kaybetmenin bir anlami yoktu.

Rüya gibi bir dügünle hayatimizi birlestirdik.

Tabuta konmasi için hazirlanan fotografi duvara astik.

 Ona her baktigimizda küçük kizimiza ve hayata simsiki sarilarak bize verdigi mutluluk için Allah'a sükrediyoruz.

Tüm mutluluklar sevenlerin olsun.

 

August 23

Counter

Du bist der Besucher Nr.

Counter

 

Heute ist der

 

und es ist genau

 

 

July 06

BIR BEBEGIN HIKAYESI

 

 

Bir Bebegin Hikayesi ? Genç kadın, bebeğin güzelliği karşısında büyülenmiş gibiydi. Kıvırcık sarı saçları, iri mavi gözleri, kalkık bir burun ve küçük kırmızı dudaklarıyla bir kartpostalı andıran bebek, kadının şimdiye kadar gördüğü en cana yakın kız çocuğuydu. Onun ipek yanaklarını doya doya öpmek ve cennet kokusunu içine çekmek için eğildiğinde: "Dokunma bana ..." diye bir ses duydu. "Beni okşamaya hakkın yok senin..." Kadın korkuyla irkilip etrafına bakındı. Bebekle kendisinden başka içerde kimse yoktu. Aynı sesi tekrar duyduğunda bebeğe döndü. Aman Allahım!.. Yeni doğmuş gibi görünmesine rağmen konuşan oydu: "Bana yaklaşmanı istemiyorum" diye devam etti. "Hemen uzaklaş benden..." Kadın, biraz olsun kendini toplayarak: "Çocuklarımız hep erkek oluyor" dedi. "Onlar da güzel ama kız çocukları başka. Bu yüzden seni öpmek istedim." "Beni öpemezsin" diye ağlamaya başladı bebek. "Benim de seni öpemeyeceğim gibi..." "Neden?" diye sordu kadın. "Neden öpemezsin ki?" Bebek, hıçkırıklara boğulurken: "Bunun sebebini bilmen gerekir" dedi. "Düşünürsen mutlaka bulacaksın..." Kadın, neler olup bittiğini hatırlamak üzereyken kendine geldi. Özel bir hastanenin en lüks odasında yatıyor ve narkozun tesirinden midesi bulanıyordu. Aile dostları olan tanınmış doktor, odayı dolduran çiçeklerden bir tanesini vazodan çıkartıp kadına uzatırken: "Geçmiş olsun hanımefendi" dedi. "Başarılı bir kürtajdı doğrusu. Ha..! Sahi, "kız"mış aldırdığınız bebek."

 

BIR DOSTA ASK

 

                               

Bir Dosta Ask Fırtınalı bir hayatın ortasında birleştik. Sen, kendine yakın bulduğun insanların sana yaptığı hatalardan şikayet ediyordun., bense uzun yıllar acısını çektiğim bir aşkın yaralarını sarmaya çalışıyordum. İyi birer dosttuk, her şeyi paylaşır olmuştuk. Bu yakınlaşmamızın kısa bir sürede olmasına rağmen zamanım öyle tatlı, öyle güzle geçiyordu ki ben içimdeki kıpırdanmalardan habersizdim. Sanki rüyadaydım, gözlerimi açtığımda dostluğun yerini aşk almıştı. Kendimi tutamamıştım işte. Duygularıma hakim olamamıştım. Sen benim aşkım, bense senin dostundum artık. Sana aşık olduğumdan habersizdin. İçimdeki volkan öyle taşmıştı ki patlamak için sabırsızlanıyordu. Sonunda o gün gelip çatmıştı. Bütün duygularımı bütün hislerimi açıklamıştım ben sana. Sense bana sadece şaşkın bir ifadeyle bunların yalan ve şakadan ibaret olması için yalvarmıştın. Bende sana bunların ne şaka ne de yalan olduğunu üstüne basa basa vurgulamıştım. İçim rahatlamıştı. Çünkü bir insana ‘’ seni seviyorum ‘’ demek kolay bir iş değildi. Yürek isterdi. Ben bu işi becerememiştim ama sonucuna da katlanmak elimde değildi. Çünkü asıl olan benim için bugündü ve ben bugün sana söylemem gereken şeyleri yarına bırakmamıştım. Yarın böyle bir fırsatın elime geçeceğini düşünerek bütün her şeyi açıklamıştım. Dünya fani her an her şey olabilir bizim dünyamızda... Şimdi içim çok rahat ama bir o kadar da huzursuzum. Çünkü bunları sana anlatınca suçlu ben oldum. Şimdi o eski günleri arıyorum, hiç sebepsiz, ani ayrılışın şokunu üzerimden atamamamın sonucundandır. Ve zaman eskiden öyle güzel öyle tatlı geçerken şimdilerde, bin bir azap bin bir acıyla geçiyor. O günün üstünden çok zaman geçti. Şimdi ben senden benim olmanı değil bana biraz hak vermeni istiyorum. Bana duyduğun nefreti duygularımın üstünden çekmen için yalvarıyorum. Bana ne kadar kızsan ne kadar nefret etsen de ben seni yine de seviyorum. Duydun değil mi? Seni seviyorum.

 

                                

ÖLMEYEN SEVGI

                                    

                                 Ölmeyen Sevgi

Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi... Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller... Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller... Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, "Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum" dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse kalbi aynı böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hiç bir şey kaybetmemişti... Onları hiç bir şey ayıramazdı... Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm... Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika gece kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü... Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza karşı olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında sözleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip iki yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki? İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı... Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu... Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara... Ne kadar güzel dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok... Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte her gün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemişti yine? Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır.. olamazdı. Sevdiğine bir şey olamazdı. Onsuz hayat yaşanmazdı ki... O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan. Artık bıkmıştı... Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir her gün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı... Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı... Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu... Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı... Ona olan Aşkı ve Sevgisi onunla beraber ölmemişti

                                          

 
July 05

ASK NEDIR BILIRMISIN?...

              Image Hosted by ImageShack.us

Ask Nedir Bilirmisin ? Sevgiler vardır hani hiç bitmeyen, yaşandıkça arkası gelen. Mutluluğun ta kendisidir hani, hiç eksilmeyen. Bir narin çiçek gibidir her gün yeniden yeşeren. Bilir misin bir de hani ulaşılamayan sevgiler vardır, hiç sulanmadan, hiç güneş yüzü görmeden büyüyen çiçeklere benzerler. Dilin varmaz hani bu büyük aşkı içinden atıp haykırmaya, ellerin varmaz hani gidip onun elinden tutmaya. Sadece gözlerin vardır senin bu aşkını anlatan, bir yalan söylemeyen onlardır, yada derdini gizleyemeyen. Elinden kurtulup uçan bir kuşa benzer aşk, bazense elinde çok tutup öldürdüğün bir kuşa. Ötüşü mutlu eder seni günün her saati, neşe sacar senin yaşamına. En yorgun oldugun bazı sabahlar bile uyandırır belki seni. Ama ne hoştur onunla uyanmak, ne hoştur ona yakın olmak. Belki de uçup kaçırmaktan korkuyorsun ona aşkını söyleyince, o güzelliği biraz daha seyredeyim istiyorsun onu uçurmadan. Ama bir sabah olur ki uyanamamışsındır onun sesiyle, pencereye çıkıp puslu gözlerle aramışsındır. Biraz sonra gelirdi nasılsa önemli değil. Beklemeler devam eder pencere önünde, ama hava artık kararmıştır . Onu görmeden gelen bir gece ne kadar da hüzünlüymüş meğer. Ertesi sabah yine bir hüzünle uyanırsın, yoksa seni terk mi etmişti, hem de onca aşkına rağmen. Şimdi ondan ne bir haber kalmıştır ne de bir başka iz, kalakalmışsındır ondaki o büyük aşkla. Halbuki tam onun gittiği gün tüm cedaretini toplayıp onu sevdiğini söylemeyecek, Ona olan aşkını yüzüne haykırmayacak mıydın? Günlerden bir gün o kuşa yine denk gelirsin. Ama her zamanki cıvıl cıvıl öten kuş değildir artık O. Ağlamak istersin hani ağlayamaz, dokunmak istersin hani dokunamazsın. Tüm ateşini atarsın içine, onca sevgini hapsetmeye çalışırsın bedenine. Ama artık aşkını Ona anlatmanın da faydası yoktur, Ona delice yanmanın da. Çünkü o kuş artık başkalarının elinde, başkalarının kafesindedir, ve bir daha da senin olmayacaktır.

            Image Hosted by ImageShack.us

 
HOME
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.